Faruk Sevim
26.12.2025
Mühendislik, Fordist üretim döneminde (1970’lere kadar), teknik bilginin tekelini elinde tutan, üretim sürecini denetleyen ve karşılığında yüksek toplumsal statü ve gelir elde eden bir “orta sınıf” mesleğiydi. Sosyolog Thorstein Veblen’in Mühendisler ve Fiyat Sistemi (1921) kitabında, mühendisi üretim üzerindeki belirleyici güç olarak tanımlar. Oysa bugün mühendisler dramatik bir statü kaybı yaşamaktalar.
1980 sonrası neoliberal politikalar ve özellikle 2000’li yıllarda yükseköğretimin kitleselleşmesi, mühendis emeğinin arzını artırdı. Marksist ekonomist Harry Braverman’ın Emek ve Tekelci Sermaye (1974) kitabında öngördüğü gibi, neoliberal kapitalizm mesleği vasıfsızlaştırdı.
Braverman’a göre kapitalizm, zihinsel emeği parçalayarak sıradanlaştırır:
“Bilim ve teknoloji üretime uygulandığında, işçinin (mühendisin) elindeki bilgi, sermayenin eline geçer ve işçiye karşı bir güç olarak geri döner.”
Günümüzde genç mühendisin elindeki diploma (bilgi), piyasada ona karşı bir “aşırı arz” (güçsüzlük) olarak dönmektedir. Mühendis artık Marx’ın tabiriyle “Yedek İşgücü Ordusu”nun bir neferi; ikame edilebilir bir teknik personeldir.
Türkiye’de mühendisler işçileşti
Mühendislik mesleği, Türkiye’de neoliberal dönüşüm süreciyle birlikte “imtiyazlı meslek” statüsünü yitirdi, kitlesel bir “beyaz yakalı işçilik” formuna evrildi. Literatürdeki tanımıyla proleterleşti, işçileşti, ekonomik olarak güvencesiz hale geldi. Ancak bu işçileşme, meslek odalarının gündemine bir türlü giremedi.
Türkiye’de diploma sahibi 1,4 milyon mühendisin en az 1 milyonu ücretli olarak çalışıyor, önemli bir kısmı, eğitimini gördüğü meslekle ilgisi olmayan işlerde çalışıyor. Her an ortalama 100 bin mühendis, çalıştığı işyerinden çeşitli gerekçelerle çıkarıldığı için, iş arıyor. Aldıkları ücretler, açlık sınırına yakın, yoksulluk sınırının yarısı kadar.
Meslek odaları ise, üyelerinin büyük bir kesimini oluşturan ücretli mühendislerin sorunlarına somut çözümler geliştirmek yerine, onlara ışıltılı salonlarda sembolik ödüller, katılım belgeleri vermekle yetiniyor.
Sosyal medyada “imdat” çağrısında bulunan bir mühendise verilen cevap, Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinin, ücretli mühendislerin yapısal sorunlarını nasıl bireysel bir “moral/motivasyon” sorununa indirgediğini açıkça gösteriyor.
Makina Mühendisleri Odası İstanbul şubesine ait bir sosyal medya paylaşımında; işsiz bir mühendis, aldığı belgeyi “onurlandırıcı” bulmakla birlikte, işsizlik gerçeğiyle “romantik meslek algısının” çatıştığını ifade ederek varoluşsal bir kriz yaşadığını ifade ediyor. Şube yöneticisi ise üyenin yapısal eleştirisine, duygusal ve palyatif argümanlarla yanıt veriyor.
Statü tutarsızlığı
Genç mühendis sosyal medya paylaşımında, Şube tarafından kendisine verilen “Mesleğe Hoş Geldin” belgesi ile ilgili olarak, “Mesleğime büyük bir saygı duyuyor, romantik bir bağlılık besliyordum. Bu belge, beni onurlandırmış olsa da, uzun süredir işsizlikle mücadele eden ve iş arayan bir mühendis olmanın yarattığı hüzünle birlikte karmaşık duygular yaşattı” demektedir.
Sosyolog Pierre Bourdieu, Ayrım (1984) adlı kitabında bu durumu şöyle özetler:
“Diploma, hamiline bir statü vaat eder. Ancak piyasada bu statünün karşılığı kalmadığında, birey ‘aldatılmışlık’ hissine kapılır. Bu, kolektif bir hayal kırıklığıdır ancak bireysel bir başarısızlık olarak yaşanır.”
Şube yönetiminin verdiği “Hoş Geldin Belgesi”, kişiye “Sen bir mühendissin (Statü)” derken; piyasa “Sen işsizsin (Ekonomik Gerçeklik)” demektedir. Literatürde “Statü Tutarsızlığı” olarak tanımlanan bu kriz, mühendisin metninde “karmaşık duygular” olarak dışa vurulmaktadır.
Prekarya, sınıfsal öfke ve kurumsal körlük
Ekonomist Guy Standing Yeni Tehlikeli Sınıf (2011) kitabında, prekarya sınıfını (işçi sınıfının en güvencesiz kesimi) tanımlarken; Öfke, Kuralsızlık, Kaygı ve Yabancılaşma kavramlarını kullanır. Mühendisin “itibarsızlaştırılan meslek” vurgusu, Standing’in “Statü Hüsranı” tanımına birebir uyar. Standing, Oda yönetimlerinin kaçırdığı noktayı şöyle açıklar:
“Prekarya, bir mesleki kimliğe sahip değildir. Onlara ‘kariyer’ değil, sadece ‘iş’ sunulur… Bugünkü eylemlerinin (Oda’ya üye olmak, mesleğe hoş geldin belgesi almak gibi) gelecekte onlara bir statü getireceğine dair inançları yoktur.”
Oda Yönetimi’nin “İş arama sürecinle ilgili ayrıca iletişime geçelim” yanıtı, sorunu politik bir hak mücadelesinden çıkarıp “hayırseverlik” düzlemine çeker. Oysa Prof. Dr. Gamze Yücesan-Özdemir’in İnatçı Köstebek (2014) kitabında belirttiği gibi; Türkiye’de beyaz yakalılar artık “yönetici sınıfın” parçası değil, güvencesizlik altında emeklerini satan proleterleşmiş bireylerdir. Odaların bu sınıfsal dönüşümü görmemesi, “Kurumsal Körlük” olarak tanımlanabilir.
Ritüellerin sembolik şiddete dönüşmesi
Sosyolojik açıdan ritüeller, topluluğu bir arada tutar. Ancak bu vakada, “Yılbaşı Kokteyli”, işsiz mühendis üzerinde bir “Sembolik Şiddet” etkisi yaratmaktadır.
Işıltılı bir salonda verilen kâğıt parçası; sosyolog Richard Sennett’in Karakter Aşınması (1998) kitabında da anlattığı gibi, “kişisel anlatının çöküşü”nü tetikler. Sennett’e göre neoliberal kapitalizmde uzun vadeli kariyer yolları yoktur, sadece anlık projeler ve sürüklenme vardır:
“İnsanlar uzun vadeli hedeflerden yoksun bırakıldığında, ‘sürüklenme’ duygusu yaşarlar. ‘Bu toplumda bana ihtiyaç var mı?’ sorusunun cevabı belirsizleşir. Bu belirsizlik, özsaygıyı kemirir.”
Ayrıca sosyolog Randall Collins’in Diploma Toplumu (1979) tezine göre, Oda’nın verdiği belge “enflasyona uğramış bir para birimi”dir. Piyasa mühendislik diplomasına değer vermezken, Oda’nın bu diplomayı törenle kutsaması, gerçeklikten kopuk bir ayindir.
Romantizmin sonu: Mühendisler piyasanın mağdurlarıdır
Genç mühendisin yazısı bir veda değil, aksine mesleğin “sınıfsal gerçekliğine” (işçileşmeye) acı bir “merhaba”dır, bir bilinç yükselmesidir. Meslek odaları, üyelerinin yaşadığı bu işçileşmeyi kabul etmeden, sadece “kokteyl ve belge” ile varlıklarını sürdürmeye çalışırlarsa, kendi meşruiyet krizlerini derinleştireceklerdir.
Mühendislerin sorunlarını çözmek için “moral, umut” retoriği değil; “hak, güvence, sınıf” temelli somut politikalar üretilmelidir.
Düşük gelirli ve işsiz üyeler için “bireysel terapi/iletişim” yerine; mühendislik taban ücretinin uygulanması konusunda mücadele etmek, kamu otoritesi üzerinde çeşitli yollarla baskı kurmak, diploma enflasyonuna karşı YÖK nezdinde sert tutum almak, yapılması gerekenlerden bazılarıdır.
Mühendislik; törenlerle, kokteyllerle veya belgelerle değil; ancak insanca yaşamı mümkün kılacak maddi koşulların sağlanmasıyla yeniden “hoş gelinecek” bir yer olabilir.
