Makina Mühendisleri Odası: Görünümde demokrat, eylemde emek düşmanı bir yönetim anlayışı

TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO) İstanbul Şubesi’nde 20 yıl boyunca özveriyle mühendis olarak emek veren arkadaşımız Sema Keban’ın iş akdi, 12 Kasım 2024 tarihinde feshedilmişti.

Bu işten çıkarma; çalışanların insanca yaşam ücreti talep etmek için 14 Ağustos 2024’te gerçekleştirdikleri bir günlük anayasal çalışmama hakkı eylemine verilen bir cezalandırma operasyonuydu.

Sema Keban, bu süreçte yaşadıklarını Emekçi Demokrat Mühendisler web sitesi için özetledi:

“Sondan başlayayım…

Bir arkadaşımın önerdiği gibi sondan başlayayım…

12 Kasım 2024 tarihinde yaklaşık olarak 20 yıldır çalıştığım ve üyesi olduğum Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde işten atıldım… Evet, atılmayı ben istedim, “kendin ayrıl, istifa et, ne istiyorsun onu söyle” tekliflerini anlamamak bir yana hiçbir şey istemediğimi belirterek bu oyunu onların istediği biçimde oynamasına izin vermedim…

Hak arama süreci nasıl başladı?

Bu süreç kısa sürmedi.(Ek 5) 14 Ağustos 2024 tarihinde çalışmama hakkını kullanarak iş bırakma eylemi gerçekleştirmiştik. Bu eylem öncesi sözlü ve yazılı olarak yönetim kurulu bilgilendirilmişti. 13 Ağustos tarihinde bilinçli olarak her teknik görevliye ertesi gün görev bilgilendirmesi mail aracılığıyla iletildi. Bu olağan bir uygulama değildi. Bu mailleri yanıtlarken de ertesi gün çalışmama hakkımızı kullanacağımızı belirttik. (Ek 1) 15 Ağustos tarihinde ise eyleme katılan tüm teknik görevlilere “görev yerinde olmama” dolayısıyla soruşturma açıldı, savunmaları istendi.

Eylemden sonra baskılar yoğunlaşıyor

Ardından Şube yönetimimiz tarafından “güven ilişkilerinin zedelendiği” gerekçesiyle savunma istemleri, çalışma arkadaşlarımızın görev yerlerinin değiştirilmesi, izin kullanmaya zorlama, oryantasyon süreçlerinin farklı işletilmesi sonucu işten çıkarma, üzerindeki görevleri alma, ücretlerde bir günlük kesinti ve sigortaların 29 gün üzerinden yatırılması gibi bir dizi adım atılırken görüşme süreçleri devam ettirildi. Oda Kurullarının bu konuda tartışmaya dahil edilmesi doğrultusundaki taleplerimizi ilettiğimiz süreçlerde savunma istemleri, soruşturmalarla saldırılar sürdürüldü.

Oda merkezi, tüm şubelerdeki çalışanlarını tehdit ediyor

Söylemleri de eylemlerinin gerisinde kalmıyordu. Hatta eylem günü Oda Merkezi ülke genelinde tüm çalışanlarına, yönetim ve yürütme kurulu üyelerine bir mail yazarak duygularını iletti. O maile de bir cevap yazarak ilgili kurumlara ilettik. (Ek 2)

En son 6 Eylül tarihinde bana görev yeri değişikliği tebliğ edildi. Sözlü olarak yapılan bu tebligatı yazılı olarak talep ettim. Ardından esaslı değişiklik olduğu için kabul etmediğimi bildirdim.

Eylemin ertesi günü, eyleme katılanların (İstanbul Şube dışında, Adana, Diyarbakır, Mersin ve Kocaeli şubelerinde de teknik görevliler iş bıraktı) SGK bildirimlerinde bir günlük kesinti yapıldığını öğrendik. Yani saldırılar devam ediyordu. Bir günlük kesinti, bu tarih itibarıyla üç yıl içinde işten ayrılacak olanların 10 ay olarak alacağı işsizlik maaşının 8 aya düşmesi anlamına geliyordu. Aynı zamanda bizden yapılan bu kesinti bedellerinin Çalışma Bakanlığı’na ödenmesi gerekiyormuş…

İş akdinin ilk feshi

10 Eylül tarihinde tekrar soruşturma açıldı. “Size güvenimiz zedelendi” diyorlardı, ama çalışanların güveni telafi edilemeyecek biçimde kırılıyordu. Yine 10 Eylül tarihinde iş akdimin feshi bildirildi. İsterlerse iş yasasının 18. Maddesini, isterlerse 25. Maddesini (haklarımı vermeden, kıdem, ihbar tazminatlarımı vermeden atabilecekleri madde) kullanacaklarını belirterek aslında beni tehdit de ettiler. Avukat ile görüşmek üzere zaman istedim, bir talebim olmadığını, bunca yıl emek verdiğim yerden sırf haklarımı savunduğum için gitmeyeceğimi, onların atmaları gerektiğini belirttim. Bu arada avukat görüşmesine kadar (yurtdışında olduğundan) izin kullanmaya zorlandım.

KVKK mı dediniz?

11 Eylül tarihinde ise düşman hukuku işletilerek işyerinde kullanmakta olduğum bilgisayar kasasına el konuldu,araştırmaya alındı. Aynı gün kişisel olarak yaklaşık 20 yıldır kullanmak olduğum (mmo.org.tr serverı üzerinden) mail adresim kapatılarak hem benim ulaşımım engellendi, hem de kendileri takip etmeye başladı. Bu utanç vericiydi, kendileri asılsız olarak KVKK ihlalinden bahsedip dururken benim kişisel verilerimi diledikleri gibi kullanabilecekleri polisiye yöntemler kullanmaya başladılar.

“İşten çıkarma olmayacak”

Yine de görüşmeler devam ediyordu. 17 Eylül tarihinde şube yönetim kurulu diğer kurulları da toplayarak geniş bir toplantı yaptı. Bu toplantıda kesinlikte işten çıkarma olmayacağını, böyle yanıltıcı bilgilerin ortalıkta dolaştırılmasından rahatsız olduklarını belirttiler.

Görüşme ve kapışmalar devam ederken 12 Kasım tarihinde iş akdimin feshedildiği bildirildi. Merkez onayı ile birlikte yazılı karar tarafıma tebliğ edildi. İki gün içerisinde de tazminatlarım hesabıma yatmıştı. Bu süreçte işten ayrıldığı için üç-dört aydan fazladır tazminatlarının ödenmesini bekleyen çalışanlar da vardı…

19 Kasım tarihinde işten atılmam ile ilgili Şube binası önünde arkadaşlarımla birlikte basın açıklaması yaptım. (Ek 3)

Tabi ki olanlar sonrasında işe iade davamı açtım ve yaklaşık bir buçuk yıl sonra bu davayı kazandım. Dava kararı (Ek 4)…

Geri dönüş için Oda’ya başvuru yaptım ancak bu da kabul edilmedi. Red kararı (Ek 6)…

On yılı aşan yapısal sorunlar

Bu süreç bu tarihlerde başlamadı, on yıldan fazla bir geçmişi var.

Çalışanların baskılanmasından eski çalışanların işten çıkmaya zorlanmasına, “benim olmayan kimsenin olamaz” anlayışı ile yıllarca emek vermiş üyelerin kurum organlarından uzaklaştırılmasına, kurum kültürünü, geleneklerini hiçe sayarak sermaye gruplarının önüne kırmızı halılar sermeye ve tüm itiraz, uyarı ve önerilere rağmen süreci toparlayabilecek, kurum kültürünü geliştirip sağlamlaştıracak tüm önerileri ellerinin tersiyle itmeye kadar giden binlerce konu, olay, örnek sayılabilir.

Gözlerimizin önünde bunca emeğin ve değerin yaratıldığı kurumun bitirilmesini kabul edilemez bulduğumuz için,emekçi üyelerimizle birlikte şube genel kurulunda şube yönetim kuruluna aday olduk. Nedenlerine ve hedeflerimiz ile ilgili bilgilere web sitemizdeki açıklamalardan ulaşılabilir.

Ve demokrat(!)ların demokratlığı bitmedi. Genel Kurulun ardından Danışma Kurulu’ndan atıldığımız (henüz bize tebliğ edilmiş bir şey yok) bir şekilde iletildi. Buna itiraz ederken Şube komisyonlarına yaptığımız başvuruların tamamının reddedildiğini öğrendik.

Nihayetinde bir günah keçisi bulunarak aslında geride kalan çalışanlar üzerindeki baskının arttırılması, korkunun egemen olması hedeflenmiş görünüyor.

Elinde çekiç olan her sorunu çivi olarak görürmüş

Kendi gücüne güvenmeyen bir anlayış, farklı her düşünceyi ve her eylemi bastırılması gereken bir tehdit olarak algılar.

Sermaye düzenine karşı “emek, demokrasi ve halktan yana”söylemleri dillerinden düşürmeyenlerin, en temel anayasal hak olan ‘çalışmama hakkı’nı cezalandırma gerekçesi yapması; maskelerin düştüğü andır. 20 yıl boyunca bu kuruma emek vermiş bir mühendis olarak, sırf hak aradığım için kapı dışarı edilmem, ardından yargının verdiği işe iade kararının hiçe sayılması; “demokratlık” kisvesi altında yürütülen amansız bir emek düşmanlığıdır.

Elinde tuttuğu yetkiyle her itirazı, her hak talebini bastırmayı maharet sayanlar, kurumsal kültürü ve gelenekleri yok etme pahasına emekten değil, güçten yana saf tuttuklarını açıkça ilan etmiş oluyorlar.

Ancak bilinmelidir ki; komisyon başvurularımızı reddederek, danışma kurullarından isimlerimizi silerek ya da mahkeme kararlarını yok sayarak bu çürümeyi gizleyemezler. Emekçinin hakkını gasp eden, üyesinin iradesini yok sayan ve yargı kararını tanımayan bu zihniyetle mücadelemiz; Odalarımızın gerçek sahibi olan emekçi mühendislerle birlikte her zeminde kararlılıkla sürecektir.

Sema Keban

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EKLER

Ek 1

İlk savunma metni

13 Ağustos 2024 Salı günü 14 Ağustos Çarşamba günü için atanan görevin yerine getirilememesi dolayısıyla talep edilen savunma istemi hakkında:

MMO İstanbul Şube çalışanları olarak uzun bir süre boyunca “geçinemiyoruz” vurgusuyla dile getirdiğimiz taleplerimizin karşılanması amacıyla; aldığımız karar gereği; 14 Ağustos tarihinde işlerimizin başında olamayacağımız bilgisini, Şube ve Oda faaliyetlerinde aksama yaşanmaması için öncesinden Şube Yönetim Kurulu’na sözlü ve yazılı olarak ilettik.

Şube ve Oda faaliyetlerinin yürütücüsü ve hayata geçiren çalışanları olarak; temel varlık sebeplerinden biri üye ve çalışanlarının haklarını korumak ve savunmak olan Odamızın; konu kendi çalışanları olunca bu temel misyonuna uygun davranmadığını; üye ve çalışanlarının karşısında tavır aldığını üzülerek görmekteyiz.

Görev yerinde olmayacağım bilinmesine karşın, bir gün öncesinden tarafıma görev ataması yapılmıştır. Bundan sebep temel varlık misyonu üye ve çalışanlarının taleplerini dinlemek, tartışmak ve haklarımız için beraber mücadele etmek olan meslek örgütümüzün savunma talep etmesi sorunlu bir yaklaşımdır. Bu durum hem kuruluş felsefesiyle hem de ‘birlikte üretme ve birlikte yönetme’ ilkesiyle çelişmektedir.

İşçi ve emekçilerin sendikalarına, demokratik meslek örgütlerine dönük baskıların; politik, toplumsal ve ekonomik olarak bu örgütlerin sindirilmeye çalışıldığının farkındayım ve yukarıda bahsettiğimiz sürecin bu saldırıları güçlendirmesine mahal vermemek adına ‘sorumlu’ davrandığımızı düşünüyorum. Aynı sorumluluğun; aynı bizim gibi meslek örgütümüzün parçası olan Şube ve Oda yöneticileri tarafından da gösterilmesini bekliyorum. Haklarımızı koruması beklenen demokratik meslek örgütümüzün yöneticilerinin; benzer sorumluluk gereği, yaptığımız uyarı eyleminden sonra savunmamızı istemek yerine taleplerimizi dinlemesini ve yerine getirmesini beklerdim.

Benim de katıldığım eylem yoluyla; ücretlerde iyileştirmelere, çalışma yaşamından kaynaklanan sıkıntılara, maaşlarımızın geç yatırılmasına dikkat çekmek istedik. Milyonlarca emekçinin hakları gasp edilirken Odamızın bir bileşeni olarak taraf oldum; konu kendi haklarımız olunca da taraf olduğumu ve bundan sonra da olacağımı ifade etmek isterim. Dolayısıyla Odamız üye, çalışan ve yöneticilerinin de benim haklarım için mücadele etmesini beklerim.

Bu doğrultuda; Oda-çalışan politikalarının yeniden gözden geçirilmesini ve Oda çalışanlarının haklarını arama faaliyetlerinin Oda’ya karşı düşmanca bir tutum olarak algılanmamasını talep ederim.

Sorunlarımızın ve çözümlerinin konuşulması adına; Çalışma Grupları ve/veya Kurullar kurulmasını öneriyorum. ‘Birlikte üretme ve birlikte yönetme’ ilke ve talebimizin gereği olarak; konunun yeniden bütünlüklü olarak ele alınması gerektiğini ve bu konuda yürütülecek her türlü çalışmanın içinde yer alarak katkı sunacağımı; Oda Üyesi ve çalışanı olarak bilgilerinize sunarım.

Ek 2

Merkez yönetiminin yazısına verilen yanıt

14.08.2024 tarih ve 10/3066 sayılı 

TMMOB Makina Mühendisleri Odası Şube Yönetim Kurulu Başkanlıklarına hitaben yazılan metne cevap yazısıdır.

TMMOB Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’na

Meslek odaları gibi üye-çalışan olma ilişki biçimlerinin içe içe geçtiği yerlerde elbette bazı tanımları yapmak zordur. Çalışan; TDK’de geçen en basit tanımıyla; “çalışma işini yapan kimse” demektir. Bu nedenle, meslek odasında, üyesi olduğu ve örgütlenme faaliyetini siyasal bilinciyle yaptığı tartışılmaksızın teknik görevliler, özlük haklarının herhangi bir kalemini konuşurken bir çalışandır. Bu durum yıllardır tarif edilemediyse, bugün kalkıp çalışanlarını “işçi-patron” ilişkisi ile tabiri caizse suçlamak bizlerin değil Oda yakın-uzak tarihini, çalışma ilkelerini ve dayanışmayı bilen, yıllardır yöneticilik yapan kurullarımızın önüne koyması gereken bir durumdur.

Bununla birlikte, üretme ve örgütleme faaliyetinin bir parçası olan çalışanlarının; Oda mali süreçlerini takip etmek – bunu “gönüllülük esasıyla” yönetimlerde bulunan meslektaşlarının “karlılıktan” feragat etmekle suçlanması biçimiyle asla değil – buralarda telakki etmek ve fikir bildirmek, üreten ve yöneten olma argümanı içerisinde elbette yıllardır süregelen ekonomik planlardaki aksamaları önüne koymak, bunları doğru zeminde tartışmak ve yapıcı bir biçimde eleştirmek; bu mailde tamamı TÜİK gibi siyasal anlamda tanımadığımızı her platformda dile getirdiğimiz bir kurumun sayısal verileriyle “daha iyisini yaptık” adı altında değerlendirilerek bir sorun yaratıyorsa da üzülerek ifade etmeliyiz ki bu yaklaşım Odamıza hiçbir şey kazandırmaz.

Söz konusu tepkideki meseleyi sadece bir maaş zammı/iyileştirmesi düzleminde tartışan bir noktada olmadığımızı da aslında bu maildeki dilde, yine örnek gösterilen pandemi süreci dayanışma örneğinin eksik tarifinde bulabilirsiniz. Pandemisürecinde dayanışma gösteren çalışanlar, bu süreçteki zorlukları, hatırlanmalıdır ki yine çalışanların belli özlük haklarından vazgeçmesi biçimiyle aşmıştır. Çalışma mekânları/koşulları değişse de işler en yoğun biçimiyle yapılmaya devam edilmiştir, bunun karşılığında da çalışanlar eksik SGK gün primlerini kabul ederek sürecin kolay atlatılması adına özveride bulunmuş ve dayanışma göstermiştir.

Ancak çalışanların tereddütsüz gösterdiği tüm dayanışma süreçlerine rağmen (pandemi – deprem – seçimler vb.) bunca zamandır süregelen birçok farklı sorun; çalışanların yıllarla kendini değersiz hissetmesi, en ufak bir karşı görüşün Odayı zedeleme çabası gibi algılanması, çalışanların daha kolaylaştırıcı çalışma şartları talep etmelerinin önüne “kendinizi sadece çalışan olarak görüyorsunuz” yaklaşımlarının konulması, ekonomik krizin derinleşmesiyle ücretlerin yetmemesi, Nisan ayında gerçekleşen ve birçok sorunlu konuyu gündeminde barındıran genel kuruldan sonra bile Yönetimler ve Çalışanlar arasında ayrılıkların oluşması ve giderilmemesi; bugüne gelen yolların yapı taşlarıdır. 

Bütün bunlar detaylandırılması gereken, çalışanlarının başta kendi Şube Yönetim Kurulları ile sonrasında da ŞYK’ların Oda Merkezi ile uzun tartışma süreçleriyle çözülmesi gereken sorunlardır. Aksi takdirde Odalardaki kurum kültürünün giderek yok olması ve akabinde gelecek çürümeler engellenemeyecektir. Süreçlerin en yapıcı biçimde hem eleştirilmesi hem iyileştirmesinden yana tavrımızın karşısında gördüğümüz bazı yaklaşımlardan dolayı, 1 günlük iş bırakma eylemimizle birlikte sesimizi duyurmayı hedeflerken, bir dizi suçlamayla nitelendirilen “sınırlı sayıda çalışanınız” olarak öngörünüzü üzücü, dilinizi incitici bulduğumuzu ifade etmek isteriz.

İşçi-işveren ilişkisi kurmakla suçladığınız, bu ilişkiyi reddettiğiniz bir düzlemde sorunları konuşmak, tartışmak, çözmek ve talepleri karşılamak yerine; bunca Oda emekçisine “daha iyisini bulabiliyorsanız, buyurun gidin çalışın” öneriniz ise Teknik Görevli Meclisimizin asla kabul etmeyeceği, onur kırıcı bulduğu bir yaklaşımdır. Odamızı daha iyi yere taşımak gayretine girmektense ‘beğenmiyorsanız gidin’ demek, en hafif tabiriyle politikasızlığımızın en bariz göstergesidir. Bu durumu düzeltmek, bu dilden arınmak boynumuzun borcudur.

14 Ağustos 2024 tarihinde, özlük haklarının bir kalemi olan ücretlerine iyileştirme isteyen – geçinemediğini ifade eden “sınırlı sayıdaki çalışanlarınız” olarak, bir meslek odasını kutsallaştırmadığımız gibi (iş bırakma, grev yapılamaz vb. gerekçelerle) buraya asla da sıradan bir işyeri olarak bakmadığımızı, aksine burayı daha anlamlı ve örgütlü kılmak istediğimizi, bu nedenle de daha iyisini bulup gitmek yerine burayı en iyisi yapma yolunda mücadele edeceğimizi belirmekte – Oda Yönetim Kurulunu da bu mücadeleye davet etmekteyiz.

Son olarak başta özlük hakkımız olan ücret iyileştirme talebimizin karşılanması beklentimiz bakidir. Uzun vadede ise ifade ettiğimiz ve daha nicesi olan birçok sorunu çözmek adına, çalışan yönetim ayırt etmeksizin, hep birlikte adımlar atacağımızı inancımız tamdır.

Saygılarımızla,

MMO İstanbul Şubesi “Sınırlı Sayıda Çalışanı” 03.09.2024

Ek 3

19 Kasım basın açıklaması

Sevgili Çalışma Arkadaşlarım, Değerli Meslektaşlarım, Konuklarım, Basın Emekçileri

Üyesi ve 19,5 yıldır çalışanı olduğum TMMOB Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde 12 Kasım tarihi itibarıyla iş akdim feshedilmiştir.

Aslında bu süreç; Oda çatısı altında teknik görevli çalışma arkadaşlarımla geçinemediğimizi belirterek yola çıktığımız hak arama mücadelesi ile başladı. Karşılıklı görüşmeler ve toplantılarla yürüyen süreç, sonrasında, enflasyon*1,2 oranındaki ücret iyileştirme talebimize somut bir yanıt alamadığımız için gerçekleştirdiğimiz, çalışmama hakkını kullandığımız eylem ile devam etti.

Evet, seçilmiş yöneticiler toplumun ve meslektaşlarının çıkarları için emek vermek üzere gönüllü olarak yönetim kurullarında yer alan, aday olan Oda bileşenleridir. Odaların diğer temel bileşenleri olan çalışanlar ve bunların içinde aynı zamanda Oda üyesi olan teknik görevliler de bu amaçlar için faaliyetleri yürüten, örgütleyen, sürecin birebir içinde yer alan bileşenlerdir. Bu kurumlarda, odalarımızda, sendikalarımızda, kitle örgütlerimizde yönetenler ve çalışanlar aynı amaçlar için birlikte yürüyenlerdir, tek fark çalışanların bir yandan da yaşamlarını buralardan elde ettikleri gelirle devam ettirmelerindedir. Son dönemlerde, sadece burada değil pek çok kurumumuzda bu biraradalığa tek taraflı olarak yönetenler tarafından darbe vurulmuş, kurumun tek söz sahipleri seçilenlermiş gibi davranılmaya başlanmış, kurumların gelenekleri, yıllardır buralarda verilen emekler hiçe sayılmıştır.

Odalar, 1970’lerden bugünlere sol kültür, değer ve anlayışıyla yönetilmekte, topluma ve üyelerine bu değerler doğrultusunda hizmet vermektedir. Doğanın ve yaşamın savunulmasını da temel alan, dayanışmayı öne çıkaran bu anlayış aynı zamanda içeride de yürütülmekte olan faaliyetlerin bel kemiğini oluşturmaktadır ya da oluşturmalıdır. Son dönemlerde kişisel arzular ve hırslar, “ben dedim oldu”, “siz anlamazsınız ben bilirim” vb. şeklinde dışa vuran anlayış ve bu anlayışın pratik uygulamaları hayatta tutulmaya çalışılan yaklaşım olageldi.

Birlikte yöneteceğimiz Odalarımızın zorunlu ve gönüllü çalışmalarıyla var olan çalışanları olarak ücretlerimizde iyileştirme talep ettiğimizde, Odamızın da, Oda yöneticilerimizin de bizimle aynı ilkelerle yürümeye devam etmesini, en azından muhatap alınmayı beklerdik. Personel politikası ve ücret politikasının artık söz konusu olmadığı kurumlarımızda, bunların yeniden sağlıklı bir şekilde ele alınması da mücadelemizin bir parçası olmaya devam edecektir.

Geçim sıkıntısı MMO çalışanlarının gündemine ilk defa girmedi, yıllardır bu konuda tartışmalar yürütülürken, anormal şekilde yaşanan ve giderek ivme kazanan çalışan sirkülasyonu aslında durumumuzu kelimelerle anlatamayacağımız kadar açık bir şekilde özetlemektedir.

Bizim gibi hiçbir kurumun, kesimin, kamuoyunun güvenilir bile bulmadığı TÜİK enflasyon oranı*1,2 oranındaki ücret iyileştirme talebimiz süreç içerisinde Şube Yönetim Kurulu ile paylaşılarak Oda Merkezi’ne iletilmesi istenmiştir. Gelinen noktada, geçinemediğimiz koşullarda bu sefer sadece taleplerimizi iletmekle yetinemeyeceğimizi, karşılanması için her türlü çabanın içerisinde olacağımızı da kendilerine defalarca iletirken somut adımlar atılması gerekliliğini ısrarla vurguladık.

Kamu ve özel sektördeki meslektaşlarımız gibi bizler de geçinemediğimizi daha gür bir sesle haykırmak için dışarıya,hatta Oda içi kurullara dahi duyurmadan sadece Şube Yönetim Kurulu, Merkez Yönetim Kurulu ve Oda çalışanları bilgisi dahilinde 14 Ağustos tarihinde 1 gün olmak üzere çalışmama hakkımızı kullanmış bulunmaktayız. Adana, Mersin, Diyarbakır ve Kocaeli Şube çalışanlarımız da hak arama mücadelesinde İstanbul Şube gibi çalışma hakkını kullandıkları eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.

Eylem günü Oda Merkezi; 18 Şube Yönetim Kurulu ve ülke çapındaki il ve ilçe yönetim kurullarına ve tüm Oda çalışanlarına hitaben yazdığı yazı ile sessiz, uyarı niteliğindeki eylemimizi kendisi yaymış ve bu metin ile biz eylem yapanlara yönelik olarak çalışanı olduğumuz meslek Odamızdan aldığımız yanıt “daha iyi bir iş bulabileceğini düşünen varsa gitsin” olmuştur.

Ardından Şube yönetimimiz tarafından “güven ilişkilerinin zedelendiği” gerekçesiyle; savunma istemleri, çalışma arkadaşlarımızın görev yerlerinin değiştirilmesi, izin kullanmaya zorlama, oryantasyon süreçlerinin farklı işletilmesi sonucu işten çıkarma, üzerindeki görevleri alma, ücretlerde bir günlük kesinti ve sigortaların 29 gün üzerinden yatırılması gibi bir dizi adım atılmış buna rağmen tarafımızdan görüşme süreçleri devam ettirilmiştir. Oda Kurullarının bu konuda tartışmaya dahil edilmesi doğrultusundaki taleplerimizi ilettiğimiz süreçlerde savunma istemleri ve soruşturmalarla saldırılar sürdürülmüştür. Bu saldırıların şu ana kadarki son adımı iki ay boyunca benim; yalan, manipülasyon, karalama politikalarıyla, sağlık sorunlarım nedeniyle reddettiğim görev yeri değişikliği dayatmasıyla istifaya zorlanmam, istifa etmeyeceğimi belirttikten sonra iş akdimin feshinin; Oda Yönetim Kurulu kararı ile yazılı olarak tebliğ edilmesidir. Atılan bütün bu adımların gerekçesini nasıl açıklarlarsa açıklasınlar, bunun gerçek sebebinin bir günlük eylemimiz olduğunun bilincindeyim. Biliyoruz ki TMMOB, 19 Eylül 1979 tarihinde iş bırakan mühendis, mimar ve şehir plancılarının eylemini desteklemiş, bu eylemi anmak üzere 19 Eylül tarihini Dayanışma Günü ilan etmiş bir kurumdur. Şimdi ise aynı kurum iş bırakma eylemi dolayısıyla eylem yapanları cezalandırmanın peşine düşmüştür.

Şubede ve merkezde yerleşik mevcut anlayış bütün sınırları aşarak mmo uzantılı kişisel maillerime de müdahale etmiş ve tarafıma ulaşmasını engelledikleri gibi kendilerinin takibine almışlardır. Süreç boyunca kişisel verilerin korunması bahanesi arkasına sığınarak işten atılmamı gerekçelendirmeye çalışan anlayış nihai olarak kişisel verilerin korunmasını açıkça ve bilinçli bir şekilde ayaklar altına almakta sıkıntı görmemiştir.

Yaşanan süreç; Oda’nın bütün bileşenlerine ve bunca yıldır bedeller ödenerek oluşmuş mücadeleye daha fazla zarar vermemelidir. Dolayısıyla bu durumu Oda’nın geleneğine ve toplumsal mücadelesine uygun bir pratikle çözmek artık herkesin tarihsel ve kaçınamayacağı sorumluluğudur. Gelecek bizi, bu sorumluluğa uygun hareket edip etmediğimizle yargılayacaktır.

Yaşamdan, insandan ve emekten yana tüm bileşenlerin ortak aklıyla daha güçlü bir Oda yaratabileceğimize olan inancımı da koruyarak; tüm üyelerimizi sorunların eşit, özgür koşullarda tartışılacağı bir oluşumda bir araya gelmeye ve Odalarına sahip çıkmaya davet ediyorum.

Sizleri, bu basın açıklaması ile sürecin sadece ana hatlarını paylaştığımız mücadelemizi takip etmeye davet ediyor, hepinize katılımınız için teşekkür ediyorum.

Sema Keban

Uzay Mühendisi

19.11.2024

 

Ek 4

İşe iade davası ve istinaf kararı

 

 

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

29. HUKUK DAİRESİ

T Ü R KM İ L L E T İA D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

 

DAVANIN KONUSU​: Tespit (İşe İade İstemli)

 

Davalı tarafın istinaf başvurusu üzerine dairemizce duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 02.05.2005 ile 12.11.2024 tarihleri arasında TMMOB’a bağlı Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinde teknik eleman/ mühendis olarak çalıştığını, işyerinde çalışırken en son aylık 74.259,48 TL brüt ücret aldığını, iş akdinin 12.11.2024 tarihinde işverence haklı bir sebebe dayanılmadan feshedildiğini, feshe dayanak olarak davacıya iletilen yönetim kurulu kararında davacının; üyelerin kişisel verilerini hukuka aykırı kullandığı ve davacının rızası dışında yapılan esaslı iş yeri değişikliğinin kabul edilmemesi gerekçelerini sunduğunu, işverenin sunduğu gerekçelerin gerçeklikle bağdaşmadığını, Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi çalışanlarının 2024 yaz aylarında ücretlerinin arttırılması talebiyle bir günlük iş bıraktıklarını, bu protestonun üzerine işverenin çalışanlar üzerindeki baskısının arttığını, süreç içerisinde bir kısım çalışan işten atılırken bir kısmının da istifaya zorlandığını, bu kapsamda davacıya çalışma yerinin değiştirileceğinin 06.09.2024 tarihinde bildirildiğini, davacının hâlihazırda Beyoğlu’nda çalışmakta olduğunu, Okmeydanı’nda yaşadığını, yeni görev yerinin ise Kartal olduğunu, bu değişikliğin esaslı değişiklik niteliğinde olduğunu belirterek işverenin talebini reddettiğini, akabinde ise yaz aylarında yaşanan protesto sürecini anlatan bir e-postanın üyelere gönderildiği iddiasıyla davacı ve diğer çalışanlar hakkında bir soruşturma başlatıldığını, davacının e-postayı kendisinin attığını söylememesine rağmen sanki öyle söylemiş gibi işverence kendisi hakkında tutanak oluşturulduğunu, davacının işe iade talebiyle zorunlu arabuluculuk yoluna başvurduğunu, 16.12.2024 tarihinde anlaşamama ile sonuçlandığını, yukarıda izah edilen sebeplerden dolayı davacının işe iadesine, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücret ve diğer hakların ödenmesi gerektiğinin tespitine, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacının, Tmmob Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinde 02.05.2005 tarihinde çalışmaya başladığını, 12.11.2024 tarihli Makina Mühendisleri Odası Genel Merkez kararı ile iş ilişkisinin sonlandırıldığını, taraflar arasında maaş ve çalışma süresi ile ilgili bir anlaşmazlık bulunmadığını, yaşanan iş bırakma sonrasında kimsenin işten atılmadığını, istifa edenlerin de kendi iradeleriyle daha iyi koşullarda iş buldukları için ayrıldığını, davacının esaslı bir değişiklik olmayan personel görevlendirmesini kabul etmemesi ve asıl önemli olarak da iş yerindeki çalışması nedeniyle elde ettiği bilgileri kullanarak, doğalında çalışanlar ve yönetim arasında herkese açık olmayan toplantıda kişilerin haberleri olmadan kayıt altına alınan konuşmaları, üyelerin kamu kurumu niteliğine güvenerek Odaya verdiği kişisel e-mail adreslerine atması neticesinde işçi- işveren güven ilişkisinin temelinden sarsılması, onarılmaz durumda olması, Davacının eylemlerinin çalışma barışını, huzurunu ve iş akışını olumsuz etkilemesi sonucunda sonlandırıldığını, aslında İş Hukuku ve Kvkk hükümleri gerej nedenlerin derhal ve haklı nedenle fesih çerçevesinde olduğunu, ancak hem sonradan sıkıntı yaşamamaları hem de 20 senelik bir emeğinin göz ardı edilmemesi iyi niyeti çerçevesinde iş akdinin geçerli nedenle feshedildiğini belirterek davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesince; “Davacının davalı işyerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığı, işyerinde 30 dan fazla işçi çalıştığı, davacının kıdeminin 6 aydan fazla olduğu, işveren vekili konumunda olmadığı, bu haliyle iş güvencesi kapsamında bulunduğu anlaşılan davacının arabuluculuğa süresi içinde başvurduğu ile davayı yasal süresi içerisinde açtığı anlaşıldığından davanın esasına girilmesine engel yoktur.

İş sözleşmesinin, işverence geçerli/haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/2. maddesine göre, feshin geçerli/haklı bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir

İş Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca aynı yasanın 18. maddesi kapsamında kalan işçinin iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshetmek isteyen İşveren, fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve yazılı fesih bildiriminin de, fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde içermesi zorunludur. Yazılı şekil, ayrıca açıklık, aleniyet ve İspat fonksiyonu haizdir. Yazılı şekil, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18’inci maddesi uyarınca yapılacak fesihler için geçerlilik şartı olarak aranmaktadır. Madde uyarınca, işveren fesih bildirimini yazılı yapmak zorunda olduğu gibi fesih sebeplerini de yazılı olarak göstermek zorundadır. Buna karşılık, aynı Kanun’un 25’inci maddesinde öngörülen işverenin haklı nedenle derhal feshinde yazılı şekil şartı aranmamaktadır. “Geçerli bir sebep” yazılı fesih bildirimi ile belirtme zorunluluğu, “iş güvencesi kapsamı içindeki işçiler için zorunludur. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 23.06.2008 gün ve 2007/41025 Esas, 2008/17104 Karar sayılı ilamı),

Fesih beyanı, İş Kanunu’nun 19’uncu maddesinde ön görüldüğü şekilde yazılı olarak kaleme alınmakla geçerli fesih için gerekli olan bütün şartlar yerine getirilmiş olmaz. Söz konusu beyanın, bu haliyle, yani yasal geçerlilik şartına uygun aslının da muhataba (işçiye)ulaşması zorunludur. İş Kanunu’nun 10. maddesinde öngörülen yazılı şekil şartına uymamak feshi geçersiz kılar. Yazılı fesih bildiriminde, fesih açık ve kesin sebebinin gösterilmemesi, İş Kanunu’nun 20’nci maddesi anlamında fesinin geçersizliği sonucunu doğurur. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 15.09.2008 gün ve 2008/1011 Esas,2008/23499 Karar sayılı ilamı)

İşverenin fesih iradesi açık ve kesin olarak ortaya konmalıdır. İşveren, fesih bildiriminde gösterdiği fesih sebebi ile bağlıdır. İşe iade davasındaki savunmasında ilaveten başka bir sebep ileri süremeyeceği gibi bu sebepten farklı bir sebebe dayanamaz.

Mahkememizce yapılan yargılama sonunda; taraf beyanları, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;

Davacının davalı şirkete ait iş yerinde 02.05.2005 ile 12.11.2024 tarihleri arasında en son mühendis olarak çalıştığı, işten ayrılış bildirgesinde işten ayrılış kodunun ise 04 (Belirsiz Süreli İş Sözleşmesinin İşveren Tarafından Haklı Sebep Bildirilmeden Feshi) olduğu, sunulu fesih evrakının incelendiğinde; davacının çalışanlara toplantıda konuşulan hususlarda mail attığı ve görev yeri değişikliğini kabul etmeyerek görevini ifadan kaçındığı iddiasını içeren gerekçeyle davalı tarafından feshedildiğinin bildirildiği, dayanılan fesih sebebinden işçinin yeterliliğinden ve davranışlarından kaynaklı olarak fesih yoluna gidildiğinin anlaşıldığı,

Her ne kadar davalı tarafça davacının diğer çalışanlara açık olmayan toplantıya dair edindiği bilgileri mail attığı, bu suretle güven ilişkisinin sarsıldığı ve ayrıca şube değişikliği teklifini de reddederek işini yapmaktan kaçınmış sayıldığı iddiasıyla iş akdini feshettiğini iddia etmişse de; davacının iş sözleşmesinin fesih nedenlerinden “…üyelere ilişkin verileri amacı dışında kullandığı ve görevinin gereklerine aykırı davrandığı…” gerekçeleri ileri sürülmüş ise de; davacının mail hususunu kabul etmediği, aksi kabul de dahi üyelerin e- mail verilerini 3. bir şahıs/şahıslarla paylaşmadığı, herhangi bir menfaat elde etmediği, sadece mail gönderdiği, bahse konu üyelere gönderilen mail içerikleri dosyaya ibraz edilmediği bu suretle mail içeriği sebebiyle kurumun işletmesel menfaatlerinin olumsuz etkilenip etkilenmediğinin, etkilendiyse de ne şekilde etkilendiğinin davalı tarafça ispatlanamadığı, ayrıca davacıdan 19 yıllık çalışma süresi boyunca yaptığı iş ya da davranışları ile ilgili herhangi bir savunma alınmadığı, uyarı, ihtar, disiplin cezası vs. verilmediği, görevinin hangi gereklerine aykırı davrandığı ya da yerine getirmediğinin açıklanmadığı, sonuç olarak bahse konu gerekçenin varlığının açık ve net ispatlanamadığı; fesihte belirtilen bir diğer husus “davacının personel planlaması kapsamında, İstanbul il merkezinde olan Makine Hangar Mühendislik ve Teknoloji Merkezinde görevlendirildiği ancak kabul etmediğini bu davranışının da odanın kurumsal işleyişine aykırı bir davranış olduğu hususu incelendiğinde işverenin sözleşme ve yönetmelikten kaynaklanan iş koşullarında değişiklik yapma yetkisinin sınırsız olmadığı, davacı işçinin görev yeri değişikliği yetkisinin işverence kötüye kullanıldığını ileri sürdüğü ve bu durumda davalı tarafça nakli zorunlu kılan objektif nedenlerin varlığının ortaya konması gerektiği, her ne kadar davalı tarafından alınan yeni şubede duyulan ihtiyaç nedeniyle davacının görev yerinin değiştirildiği ileri sürülmüşse de bu yönde ihtiyaç olduğuna dair kayıtların dosyaya sunulmadığı, bu anlamda görev değişikliğinin zorunlu olduğuna dair davalı işverenin ispat yükünü yerine getiremediği, diğer yandan davacının değerlendirilebileceği başkaca yerleri gösterir ve davalının başka boş kadro olmadığına dair iddia dahi vaki olmadığı kaldı ki bu yönde destekleyen ve denetlenebilir norm kadro çalışmasının da sunulmadığı, bu anlamda yeni görevlendirilen davacının yerleşim yerine uzak olduğu ve yolda geçireceği zaman kaybının çok olduğuna dair iddiaları ve itirazları sonrasında davacıya önerilebilecek daha uygun bir proje olup olmadığına yönelik hiçbir belge sunulmadığı gibi başkaca projelerde gerçek ihtiyaç olup olmadığına dair çalışmanın da sunulmadığı, bu haliyle öncelikle davalı tarafça ispat yükü üzerlerinde olmasına rağmen davacının projesinin değiştirilmesine ilişkin görev yeri değişikliğini zorunlu kılan bir objektif nedenin davalı işveren tarafından usulüne uygun ispat edilemediği, davacının Okmeydanı’nda yaşadığı, Beyoğlu mahallinde çalıştığı anlaşılmakla görevlendirileceği başkaca bir proje olup olmadığına dair denetlemeye açık hiçbir belgenin Mahkememize sunulmadığı anlaşılmakla İstanbul şartlarından proje değişikliğinin yol bakımından gerek zaman gerek maliyet bakımından kayıpların esaslı değişiklik olduğu kanaatine varıldığı, tüm bu hususlar bir arada değerlendirilerek esaslı değişiklik yapılmasını zorunlu tutan objektif nedenler dışında ayrıca davacı işçi aleyhine değişiklik yapılmadığına yönelik ispat yükü üzerinde olmasına rağmen davalı taraflarca usulüne uygun delil getirilemediğinden ve esaslı değişiklik olduğuna kanaat getirilen bu durumda davacı işçinin yazılı onayı da bulunmadığından ve açıkça itiraz ettiğinden yeni görev yerine gitmemesinin haklı olduğu anlaşıldığı, kaldı ki davacının işten çıkışından sonraki ayda (27/12/2024 tarihinde) davacının meslek adı ve kodunda “Özgür Arslan- 2144.20 Uzay mühendisi” isimli şahsın işe girişinin yapıldığı, dolayısıyla ilgili şubede; davacının işine olan ihtiyacın ortadan kalkmadığı, personel planlaması hususunun gerçeklik taşımadığı ve davacının istihdam fazlası olmadığı anlaşılmakla, bu çerçevede; feshe gerekçe olaya ilişkin, fesih öncesinde davacıdan savunma alınmadığı, yaklaşık 19 yıllık çalışma süresi boyunca davacıya yaptığı iş hususunda ve davranışları ile ilgili herhangi bir ihtar, uyarı, kınama vs. disiplin cezası verilmediği, davacının davranışlarının; iş akdinin geçerli nedenle feshedilmesine yol açacak ağırlıkta olmadığı, işyerinde olumsuzluklara yol açtığını ispat yükü altında olan işverenin bu yükümlülüğünü yerine getiremediği anlaşılmakla, feshin haksız olduğu kanaatiyle davanın kabulü ile davacı işçinin davalı iş yerindeki işine iadesine, işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar olan ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine ve davacının hizmet süresi özetilerek davacının yasal sürede işe başvurmasına rağmen işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının 6 aylık brüt ücreti üzerinden belirlenmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.” şeklinde gerekçe oluşturulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili gerekçeli istinaf dilekçesi ile özetle; Davacının işten çıkarılması hem bilirkişi raporunda hem de gerekçeli kararda yeni bir proje önerilmemesi, başkaca bir proje de değerlendirilmemesi, boş kadro bulunup bulunmadığının araştırılmaması şeklinde hatalı ve eksik olarak değerlendirildiğini, dava sırasında da görüldüğü üzere ve taraflar arasında tartışmasız olarak davacının her ne kadar uzay mühendisi olsa da uzun yıllardır basın yayın biriminde çalıştığını, işveren bünyesinde davacının meslek grubu olan uzay mühendisliği çerçevesinde çalıştırılacak hiçbir birim bulunmadığını, mahkeme tarafından değerlendirilmeyen bilirkişi raporuna itirazlarında da 27/12/2024 tarihinde yeniden işe alınan Özgür Arslan İstanbul Makina Mühendisleri Odası’nın bünyesinde faaliyet gösteren Makina Hangar Mühendislik ve Teknoloji Merkezi’nden sorumlu Müdür Yardımcısı iken 25.12.2024 tarihinde emeklilik nedeniyle işten ayrıldığını, davacı ile uzay mühendisi olmak dışında görev yaptıkları birimler ve görev tanımları arasında hiçbir benzerlik veya ilişki bulunmadığını, Özgür Arslan’ın 25.07.2007 tarihinde işe başladığını, 25.12.2024 tarihinde emeklilik nedeniyle işten ayrıldığını, bulunduğu konum ve yaptığı iş gereği (devir yapılabilmesi ve sürmekte olan işlerin aksamaması amacıyla) kendisiyle 27.12.2024 tarihli 6 aylık bir hizmet sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşmenin bitişi ile kendisinin yeniden çıkışı yapıldığını, bilirkişinin ve mahkemenin yaptığı değerlendirmenin somut durumu yansıtmadığını, işverenin tüm kurum çalışanları nezdinde bir soruşturma yürüttüğünü, çalışanların hepsinden ( Davacı dahil) sözlü ve yazılı savunma alındığını, davacının işe giriş çıkış-saatleri, personel toplantılarına gerekçesiz katılmama nedenleri ile ilgili savunma istem ve uyarılardan bazılarını sunduklarını, davacının önce söz konusu paylaşımları kendisinin yaptığını kabul ettiğini, bilgisayarında yapılan incelemede de söz konusu mailin atıldığı hesabın açık olduğu tutanakla tespit edildiğini, bilirkişiye itirazlarında sunulduğunu, değerlendirilmediğini, işçinin sadakat borcuna aykırılık, iş ve iş yeri düzenini bozma şeklindeki davranışları nedeniyle güvenin sarsılması ve birlikte çalışma olanağının kalmaması durumunun söz konusu olduğunu, sadece çalışanların katıldığı kapalı toplantı, toplantıya çalışanlardan izinsiz bir şekilde kayda alındığını, bu kayıtların konudan hiç haberi olmaması gereken oda üyelerine mail yoluyla ve iş ilişkisi kapsamında kullanılması gereken bilgiler aracılığıyla (üyelerin meslek birliğine çalışmalardan haberdar olmak, mesleki gelişimlerini devam ettirebilmek ve bu doğrultuda sadece resmi bilgiler paylaşılması amacıyla verdikleri özel maillerine) iletildiğini, bu durumdan üyeler tarafından yapılan şikayetler sonucu haberdar olunduğunu, sorumlusunun/sorumlularının bulunması amacıyla toplantıya katılan yaklaşık 30-40 kişinin ifadesine bilgi ve görgüsüne başvurularak inceleme başlatıldığını, davacı, tanık anlatımlarından da anlaşılacağı üzere önce bu eylemi kendisinin yaptığını kabul ettiğini, sonrasında işin ciddiyetine vakıf olarak bu beyanını reddettiğini, kabul ettiği beyandan sonra iş yeri zimmetinde olup davacının kullandığı bilgisayarda yapılan incelemede kullanıcı adı ve şifre olmadan kullanılamayan hesap açık olarak bulunduğunu, bu durumun da tutanakla tespit edildiğini, bu durumda davacı yaptığı eylemle kapalı bir toplantının katılımcılarının haberi olmadan gizliliğini ihlal ettiğini, müvekkili odanın kurum olarak saygınlığını tehlikeye attığını, kendisine yapmakta olduğu iş dolayısıyla emanet edilen bilgileri iş dışında kullandığını, işçi-işveren arasındaki güven ilişkisi onarılmayacak bir biçimde ortadan kalktığını, fesih işlemi gerçekleştiğini, yargılama sırasında bu somut durum değerlendirilmediği gibi tamamen fesih nedenine aykırı olan bilirkişi raporuna itirazları ve yeni rapor istemleri reddedilerek hüküm kurulduğunu belirterek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE:

HMK 355. Madde düzenlenmesine göre, kamu düzenine aykırılık halleri hariç istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olmak üzere yapılan inceleme sonunda;

Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı işveren tarafından gerçekleştirilen feshin haklı ya da geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı üzerinde toplanmaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 355. maddesine göre istinaf incelemesi, HMK’nın 356/1. maddesi gereği incelemenin duruşmalı yapılmasını gerektiren eksik bir husus görülmemekle duruşmasız olarak yapılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu 18. maddesi kapsamında davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanıp yararlanmayacağı hususunda yapılan değerlendirmede, hizmet süresinin 6 aydan fazla olduğu, davalı işyerinin 30’dan fazla işçi çalıştırdığı, taraflar arasındaki sözleşmenin belirsiz süreli olduğu, davacının işin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili yardımcısı ya da işyerinde işin bütününü sevk ve idare eden işçi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmadığı; davanın 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. Maddesi ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. ve 11.maddelerine göre yasal süresi içerisinde açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına, hükme dayanak alınan bilirkişi raporuna göre, ilk derece mahkemesinin, davalı vekilinin tüm istinaf sebeplerini karşılar mahiyetteki karar ve gerekçesinin dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, istinaf isteminin tümüyle reddi gerektiği kanaatine varılmıştır.

Dosya kapsamı, ilk derece mahkemesi kararının dayandığı deliller, delillerin takdiri, karar gerekçesine göre istinaf başvuru nedenleriyle sınırlı olmak ve kamu düzeni kapsamında yapılan inceleme sonucunda istinaf başvurusunun esastan REDDİNE oy birliği ile karar vermek gerekmiş olup, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

İSTANBUL 39. İŞ MAHKEMESİ’nin 19/11/2025 tarih 2024/752 Esas, 2025/450 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/1 bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

Davalı tarafca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Kararın tebliğ ile harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar tarihinde yürürlükte olan 7036 sayılı kanunun 8/a maddesi ile 4857 sayılı kanunun 20/3 maddesi uyarınca mahiyeti itibariyle kesin olmak üzere 02/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİHİ :02/04/2026

​​​​

 

Ek 5

“İş bırakma kararı ikinci toplantı akşamı alındı” iddiasına yanıt

ŞYK:

“Daha ikinci toplantının akşamında iş bırakma kararı alındı”

Çalışanların yanıtı:

2023 yılı Eylül ayı sonlarına doğru başlayan ücret tartışmaları, 15 Şubat 2024 tarihinde sendikayla yapılan görüşme sonucu belirlenen zam oranının ardından Temmuz ayı zam oranlarında görüşülmek üzere ertelenmiş, genel kurul ve seçimlerin tamamlanmasının sonrasında 8 Mayıs 2024 tarihli Teknik Görevli Meclis toplantısı ile başlamış; ki tüm TGM toplantı kararları ŞYK Sekreterine iletilerek ilerlenmiştir; 10 Haziran, 11 Haziran, 3 Temmuz, 9 Temmuz, 11 Temmuz 2024 tarihli toplantılara kadar uzanan bir görüşme ve toplantı trafiği işletilmiştir. Bu görüşme ve toplantı trafiği sonrasında alınan tek yanıt bir iyileştirme yapılamayacağı yönünde olmuş, 11 Temmuz 2024 tarihli toplantı ile sesimizi daha gür duyurmak ve taleplerimize olumlu bir yanıt almak üzere ŞYK’ya önceden bildirilmek üzere ve tarihi Temmuz ayı sonunda yapılacak bir toplantıda netleştirilmek üzere bir günlük iş bırakma eylemi yapılmasına karar verilmiştir.

Alınan karara rağmen tarafımızdan görüşme ve toplantı trafiği devam ettirilmiş 22 Temmuz, 29 Temmuz, 30 Temmuz, 2 Ağustos, 5 Ağustos, 7 Ağustos, 8 Ağustos 2024 tarihlerinde görüşme ve toplantılar yapılmaya devam edilmiştir. 8 Ağustos 2024 tarihinde yapılan personel toplantısında Şube çalışanlarına 6 aylık dönem boyunca 5.000 TL’lik dayanışma çeki kararının Merkeze rağmen alındığı, onaylanması için ısrarcı olunacağı belirtilmiştir. Dayanışma çeki çalışanlar tarafından özlük haklarda bir iyileştirme sağlamayacağı ve diğer şube personellerinin yararlanamayacağı bir talep olması dolayısıyla reddedilmiş ve gelinen noktada görüşmelerin tıkandığı gerçeğinden hareketle 14 Ağustos 2024 tarihinde iş bırakma eylemi yapılmasına karar verilmiş ve ŞYK’ya bilgilendirme yapılmıştır.

Ek 6

İşe yeniden başvurunun red kararı