TMMOB, Mühendislik ve Kamusal Denetim: Piyasa Kıskacında Hizmet Üretimi mi, Toplumcu Mühendislik mi?

Giriş: Tarihsel Misyon ve Güncel Çelişkiler

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 1954 yılındaki kuruluşundan ve özellikle 1970’lerin “mühendislik sorunları ülke sorunlarından ayrılamaz” ilkesini benimseyen toplumcu dönüşümünden bu yana, yalnızca bir meslek örgütü değil; kamusal yararın, emeğin ve bilimin savunucusu olan anayasal bir kitle örgütü kimliği taşımıştır. Anayasa’nın 135. maddesinde tarif edilen “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu” tanımı, odalara meslek alanını düzenleme, meslektaş haklarını koruma ve toplum yararına teknik görüş üretme sorumluluğu yüklemiştir.

Ancak neoliberal dönüşümün kamu yönetimini, yerel yönetimleri ve çalışma yaşamını derinden sarstığı son kırk yılda; kamusal denetim kavramının içeriği boşaltılmış, kamusal denetim mekanizmaları tasfiye edilmiş ve denetim bizzat piyasalaştırılmıştır. Bu tablonun ortasında TMMOB ve bağlı odaları, kritik bir yol ayrımına gelmiştir: Oda, piyasa açığını kapatmak üzere hizmet üreten ve satan bir iktisadi aktör müdür, yoksa kamusal denetimin doğrudan kamu eliyle yürütülmesini savunan ve üyesini örgütleyen mesleki demokratik kitle örgütü müdür?

  1. Kamusal Denetim Nedir, Ne Değildir?

Neoliberalizm, kamu hizmetlerini ticarileştirirken denetimi de akreditasyon, uygunluk değerlendirmesi ve piyasa gözetimi gibi kavramlarla şirketleştirmiştir. Asansör periyodik kontrollerinden yapı denetimine, işçi sağlığı ve iş güvenliğinden enerji kimlik belgelerine kadar uzanan geniş alanda devlet, asli denetim görevini taşeronlaştırmıştır.

Bu süreçte şu temel ayrımı netleştirmek gerekir:

Piyasa Denetimi (Ticarileşmiş Denetim): Hizmetin bedel karşılığı satın alındığı, denetleyen ile denetlenen arasında müşteri ilişkisinin kurulduğu, rekabet ve kâr mantığıyla işleyen mekanizmadır.

Kamusal Denetim: Kâr amacı gütmeyen, kamu gücüne ve yaptırım yetkisine dayanan, bağımsız kamu görevlileri (kadrolu mühendisler, müfettişler) eliyle yürütülen, bedeli doğrudan piyasadan değil genel bütçeden/kamu kaynaklarından karşılanan teftiş sürecidir.

TMMOB’ye bağlı meslek odalarının A Tipi muayene kuruluşu statüsüyle piyasada teknik kontrol hizmeti vermesi, başlangıçta özel sektörün denetimsizliğine ve rant odaklı yaklaşımlarına karşı bir güvence ve toplumcu müdahale olarak gerekçelendirilmiştir. Ancak zamanla bu pratik, odaların merkezi gelir kalemini oluşturan ve bürokratik bir iktisadi işletme yapısını besleyen bir faaliyete dönüşme riski taşımaya başlamıştır.

  1. Hizmet Üretimi Mantığının Yarattığı Yapısal Tıkanıklıklar

Odaların doğrudan teknik hizmet, ölçüm ve muayene faaliyetlerini yapması pratikte aşağıdaki çelişkileri beraberinde getirmektedir:

a. “Piyasa Açığını Kapatmak” ile “Piyasa Kurallarına Teslim Olmak” Arasındaki İnce Çizgi
Bir meslek odası piyasada hizmet üreten bir yapıya dönüştüğünde, kaçınılmaz olarak maliyet analizleri, ciro hedefleri, pazar payı ve akreditasyon bürokrasisi ile düşünmeye başlar. Bu durum, odanın asli varlık nedeni olan meslek alanlarından memleket meselelerine dair politika üretme, eleştirel akıl yürütme ve kamusal hakları korumayı talep etme kapasitesini aşındırır. Eğer bir Oda kamusal denetim adı altında asansör muayenesi/kontrolü yapıyorsa, Makina Hangar sürecinde görüldüğü üzere- aynı mantıkla- yarın başka hizmetler gerçekleştirmeyi, farklı alanlarda organizasyonlar gerçekleştirmeyi, sanayiye mühendislik taşeronluğu yapmayı ya da yazılım şirketi kurmayı meşrulaştıracak bir pragmatizme sürüklenebilir.

b. Kamu İstihdamı Talebinin Geriye İtilmesi
Gerçek bir kamusal denetim talebinin merkezinde, belediyelerde ve merkezi kamu kurumlarında yeterli sayıda güvenceli, alanında tecrübeli mühendis ve mimar istihdam edilmesi yatar. Asansör denetimi belediyenin asli teknik görevidir; yapı denetimi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yerel yönetimlerin doğrudan sorumluluğundadır. Odaların bu alanları doldurması, kamunun tasfiyesini görünmez kılmakta; yerel yönetimlerin kadrolu mühendis istihdam etme zorunluluğunu ertelemelerine zemin hazırlamaktadır.

c. İşverenleşen Meslek Odası ve Sendikal Haklar Çelişkisi
Hizmet üretiminin genişlemesi, odaların yüzlerce mühendisi, teknikeri ve büro çalışanını istihdam eden birer “işveren” konumuna gelmesine yol açar. Bu noktada en can alıcı soru ortaya çıkar:

  • Odalar kendi bünyelerinde çalışan emekçilerin haklarını nasıl korumaktadır?
  • Hizmet sektöründe daralma, protokol iptalleri veya kriz anlarında oda yönetimleri “şirket refleksi” göstererek çalışan sayısında azalmaya mı gitmektedir, yoksa emekten yana ilkeleri mi savunmaktadır?
    Eğer bir meslek odası, kendi çalışanlarının özlük hakları, toplu sözleşme süreçleri ve iş güvencesi söz konusu olduğunda piyasa rasyonalitesiyle hareket ediyorsa, savunduğu toplumcu söylem inandırıcılığını yitirir.
  1. Üye Örgütü mü, Teknik Hizmet Bürosu mu?

TMMOB’ye bağlı odaların temel meşruiyet kaynağı üyeleridir. Türkiye’de yüz binlerce genç mühendis, mimar ve şehir plancısı; asgari ücretin altına düşen maaşlar, denetimsiz şantiyeler/işyerleri güvencesizlik, işsizlik ve beyin göçü kıskacındadır.
Odaların enerjisinin önemli bir kısmı piyasadaki teknik hizmet üretimini sürdürmeye, ihaleleri/protokolleri takip etmeye ve idari mekanizmaları yönetmeye harcandığında;

  • Genç ve işsiz üyeyle bağlar kopmakta,
  • Oda binaları üyelerin dayanışma merkezi olmaktan çıkıp hizmet bürokrasisinin yürütüldüğü merkezlere dönüşmekte,
  • Mühendislik emeğinin genel olarak değersizleşmesine karşı yürütülecek örgütlü mücadele zayıflamaktadır.
    Meslek örgütünün asli görevi, piyasaya girip “daha dürüst bir aktör” olarak hizmet satmak değil; mühendislik mesleğinin icra edilme koşullarını denetlemek, asgari ücret protokollerini hayata geçirmek, diplomaların yetkisiz kullanımını engellemek ve üyesinin haklarını korumaktır.
  1. Çıkış Yolu: Yeniden Kamusal, Yeniden Demokratik Kitle Örgütü

Mühendislik, toplumun can ve mal güvenliğini, doğayı ve ortak yaşam alanlarını doğrudan ilgilendiren bir meslektir. Bu mesleğin piyasanın kâr hırsına terk edilemeyeceği açıktır; ancak çözüm, meslek örgütlerinin piyasa aktörüne dönüşmesinde değil, kamusal denetimin yeniden inşasındadır.

Bu doğrultuda tartışılması gereken temel ilkelerden bazıları şunlardır:

  1. Kamusal Denetimin Kamuya İadesi: Odalar, belediyelerin ve kamu kurumlarının asli görevi olan denetimleri yürütmek yerine; bu kurumların kadrolu, güvenceli mühendis istihdam etmesini sağlayacak yasal düzenlemeler için mücadele etmelidir.
  2. Mesleki Denetim Odaklı Yapılanma: Odalar, Oda-üye ilişkisini merkezine alarak piyasadaki projeleri ve uygulamaları “hizmet üretimi” olarak değil; kamu yararı, teknik kurallara uygunluk ve mühendislerin projeyi üretmeye yetkili olup olmadıkları (sahtecilik, meslekten men, sicil ve yetki kontrolü gibi açılardan) yönünden mesleki denetim yetkisiyle incelemelidir.
  3. Örnek Çalışma İlişkileri: Meslek örgütleri kendi bünyelerindeki çalışma ilişkilerinde kamusal ve emekten yana bir modeli eksiksiz uygulamalı; çalışanlarının özlük haklarını en üst seviyede korumalı, sendikal örgütlenmeyi teşvik etmeli, iş güvencesini tavizsiz savunmalıdır.
  4. Üye Eksenli Mücadele: Odaların mali ve örgütsel gücü; hizmet üretimi gelirlerinden değil; aidiyet hisseden, söz ve karar süreçlerine katılan, hakları için birlikte mücadele eden üye tabanından beslenmelidir.

Sonuç olarak;

TMMOB ve bağlı odaları, Türkiye’nin ilerici, aydınlanmacı ve toplumcu birikiminin en değerli kalelerindendir. Ancak bu birikimin geleceğe taşınabilmesi; geçmişin kazanımlarını tekrarlayan sloganların arkasına sığınmakla değil, neoliberalizmin yarattığı yapısal çelişkilerle dürüstçe yüzleşmekle mümkündür.

Teknik kontrolleri/denetimleri bir hizmet kalemi olarak piyasada üretmek yerine, kamusal hizmetin ve kamusal istihdamın tavizsiz savunuculuğunu yapmak; Odaları, piyasa koşullarında hizmet üretilen bir sürecin parçası olmaktan çıkarıp yeniden üyelerinin hak arama ve dayanışma mevzisi kılacaktır.

Zafer Anadolu
Makina Mühendisi

Bülent Öntaş
Makina Mühendisi